top of page
  • Yazarın fotoğrafıMelis Ulaş

Sezgisel Beslenmenin 10 Temel İlkesi (İkinci Bölüm)

Bir önceki yazımda Sezgisel yeme yaklaşımında On Temel İlke’nin ilk beşine göz atmıştık. Bu yazımda da diğer beş ilkeye göz atacağız:

Not: Bu ilkeler sırasıyla ve eksiksiz bir şekilde uygulanması gereken değişmez, katı “kurallar” DEĞİLDİR. Tersine, senin bedeninle yeniden temasa geçmeni ve diyet kültürünün haricinde kendini beslemeyi öğrenmeni sağlayacak araç niteliğinde kullanabileceğin yaklaşımsal bir çerçevedir. Bazı ilkeler senin için daha faydalı olurken, bazıları o kadar da faydalı gelmeyebilir ve bu da normaldir.



İlke 6 - Tokluğunu Hisset


Sürekli şunu duyuyorum: “Benim sorunum tok olduğum halde yemeyi kesememek”.


“Rahat” bir tokluk düzeyini geçecek şekilde yiyor olmanın tokluğunu anlaman ve hissetmenle ne yazık ki hiçbir ilgisi yok.


Evet, bazılarımızın bu “rahat” tokluğun nasıl hissettirdiği hakkında gerçekten bir fikri yok; fakat, yalnızca çeşitli tokluk belirtilerinin nasıl hissettirdiğini ifade edebiliyor olmak da insanları yemek yemekten tam olarak alıkoymaya yetmiyor.


Kendini “doyduğunda bırakmaya” zorlamak uzun vadede asla işe yaramaz. Bu durum daima geri teper, çünkü vücutta kıtlık hissi yaratır ve kısıtlayıcı fikir veya duyguları beraberinde getirebilir. Sezgisel beslenme alışkanlığını oturtan danışanlarımın doğal şekilde yemeği “bitirme” alışkanlığına ulaştığını görüyorum; yani kendilerini durmaya zorladıkları için değil, vücutları artık yemek istemeyi bıraktığı için yemek yemeyi bitiriyorlar.


Açlık sinyallerine ayak uydurduğun, acıktığında tatmin edici ve doyurucu gıdalar yediğin, fiziki kısıtlamaları umursamadığın ve kısıtlayıcı fikirlere yönelik bakışını değiştirdiğin zaman, tokluğa o kadar odaklanma ihtiyacı hissetmezsin.


Şu an bana “Hadi canım sen de” gibi bir tepki veriyor olabilirsin. Ama güven bana; tüm bunları yaptığında aslında vücudunun sana olan güvenini geri kazanıyor olacaksın. Dolayısıyla vücudun, bir dahaki sefere sana acıkma sinyalleri verdiğinde istediği her neyse ona vereceğine güvenmeye başlayacak. Bu güveni geri kazandığında, yemeği “bitirme” duygusu hissettiğin noktaya ulaştığını doğal olarak fark etmeye başlayacaksın.



İlke 7 - Duygularınla Nazikçe İlgilen


Duygusal yeme, rahatsızlık veren his ve duyguları örtbas etmek için gıdaya başvurma halimizden kaynaklanabileceği gibi, fiziki açlık dışı başka sosyal nedenlere bağlı (örneğin kutlamalar, özel günler, vb) olarak da yaşayabildiğimiz bir durumdur. Sana rahatsızlık veren şekilde bir duygusal yeme alışkanlığı fark edersen, yapacağın ilk şey kendine karşı nazik olmaktır.


Duygusal yeme çoğunlukla “yanlış” veya “kötü” olarak etiketlenerek şeytanlaştırılır, ancak, o anda sistemin kendince zorlayıcı duygularla ve stresle faydalı bir başa çıkma mekanizması olarak ortaya çıkar. Ayrıca, tamamen normaldir de. Duygusal yeme, muhtemel birçok zorlu durumda sana yardımcı olmuştur ve bundan tamamen ve sonsuza kadar kurtulma beklentini bırakman iyi olabilir.


Duygusal yeme alışkanlığı, elinin altında bundan başka bir “zorluklarla başa çıkma aracın” olmadığında sorun haline gelir. Dolayısıyla, yapacağın en iyi şey, duygusal yeme alışkanlığınla savaşmaya devam etmek yerine, stresle, zor duygularla ve can sıkıntısıyla başka şekilde başa çıkma yollarını keşfetmeye, hayatına katmaya ve geliştirmeye bakmak olmalıdır.


Bu süreçte, bir terapist, sezgisel yeme diyetisyeni ya da bilinçli farkındalıkla yeme ve sezgisel beslenme temelli yöntemler üzerine uzmanlaşmış bir Sağlık ve Wellness koçundan yardım almaktan gerçekten büyük fayda görebilirsin.


Şuna da dikkat etmekte fayda var: Senin için “yasak” olarak etiketlediğin gıdaları tükettiğinde veya aşırı açken yemek yediğinde sıklıkla kendini kontrolden çıkmış hissediyorsan; bunu “duygusal yeme” gibi algılayabilirsin; ancak bu aslında vücudunun yaşadığı yoksunluk ve kısıtlamayı telafi etme mekanizması olabilir.



İlke 8 - Bedenine Saygı Göster


Bedenine saygı göstermek, bedeninin sesini dinlemen, ona fiziksel ve zihinsel olarak ilgi göstermen, ona karşı nazik ve merhametli olman ve bedenine olduğu haliyle teşekkür edebilmen anlamına gelir.


Şimdi sana hali hazırda pek duymadığını tahmin ettiğim önemli bir şey söylemek istiyorum: Bedenini sevmek, ona saygı göstermenin ön koşulu değildir. Evet, doğru duydun. Bedenine onun hakkında ne hissettiğinin önemi olmaksızın saygı duyabilirsin. Çünkü saygı; bir can olarak değerli olduğunu ve şu an olduğun halinle önemsenmeye layık olduğunu fark etmenle başlar. Ve gerçek saygı, ancak bedeninin nasıl göründüğüne, işlevlerinin nasıl olduğuna ya da sana ne hissettirdiğine bakmaksızın var olabilecek bir saygıdır. Bedenine saygı duyman onunla ilgili iyi hissettiğinde değil, birey olarak değerinin doğuştan geldiğini ve ebedi olduğunu anlamanla birlikte başlar.


Bedeninle karşılıklı ilişki içerisindesin, bilgi ve tecrübelerin zihinden bedene, bedenden zihine çift şerit otobanda karşılıklı giden araba trafiği gibi sürekli akıyor. Dolayısıyla, bedeninle sağlıklı bir ilişki kurman, karşılıklı saygı olmadan mümkün değildir.


Kendin hakkında her kötü konuşmanda, bedeninin sana verdiği sinyalleri her yok sayışında ya da devamlı olarak diğer insanların, hayvanların ya da durumların ihtiyaçları kendininkilerden önde tuttuğunda, aslında bedenine ona saygı duymadığın ve değer vermediğin mesajını verirsin.


Çoğumuz önem verdiğimiz bir kişiye karşı kabalık etmekten kaçınırız. Peki, aramızdan kaçımız kendimize karşı yapıyor olduğumuz bu saygısızlıkları gerçekten görmeye başlayıp buna bir son vermeyi seçiyoruz?


Şimdi gel, bir anlığına odağımızı fiziksel “kusurlarından” ve kendini diğerleriyle karşılaştırmaktan, bedeninin senin için yaptıklarına ve bunların aslında sen hepsini bilinçli şekilde yapmaya kalksan asla altından kalkamayacak oluşuna ve sırf bunun için bile bedenine minnet duymaya değer oluşuna yönlendirelim. Bunları düşünmek sende hemen minnettarlık uyandırmıyorsa da, sıkıntı yok. Yani bu anlamda bir iç mücadele yaşıyorsan bu da normal. Kendine şefkat ve sabır göster, çünkü unutmak ve yeniden hatırlamak zaman alır ve bu zorluklara rağmen devam etmeye kararlı olmayı gerektiren bir yolculuktur.


İlke 9 - Hareket Et – Farkı Hisset


Çoğu kişi egzersiz yapmaya “yapılması gereken” ya da sonu gelmeyen yapılacaklar listesinde tik atılması gereken bir “görev” olarak yaklaşır. Evet, egzersiz yapmanın sağlığımız açısından çok iyi olduğunu ancak çoğumuzda isteksizlik yaratan, yapmak için kendimizi zorladığımız ya da hiç çaba harcamak istemediğimiz zorunlu bir iş haline dönüştüğünü biliyoruz. Özellikle de kilo verme ve dış görünüş odaklı bir zihniyetle yaşıyorsak, egzersiz yapmak bizim için, yapmayı istediğimiz değil de “yapmak zorundayım” ya da “yaparsam iyi olur” düşüncesine kapıldığımız bir işe dönüşmüş durumda. Bu durum, birçok kişinin istikrarlı bir şekilde egzersiz yapmakta zorlanmasının ve egzersiz yapmayı sürdürememesinin ana nedenidir.


Sezgisel hareket, dikkatini bedenine vererek ve onunla temas kurarak yaptığın hareket etme eylemidir. “Yapmak zorunda olduğun” fikrine odaklanmak yerine, odak noktanı hangi tür hareketlerin kendini daha iyi hissettirdiğine çevir. Bedeninin ne tip fiziksel aktiviteler, ne tip antrenmanlar ve ne tip hareket içeren aktivitelerden keyif alıyor olduğunu keşfetme yolculuğuna çık. Ön yargılarına savaş aç ve denemediğin halde önden pek çok fikre sahip olduğunu fark ettiğin şeyleri denemek için kendine imkanlar yarat.


Yaptığın egzersizlerin kalori yakıcı etkisini bir kenara koy ve çalışma sonrası saatlerde, günlerde kendini nasıl hissettiğine odaklan. Kendini enerji dolu hissediyor musun? Veya üzerindeki gerginliğin, ağırlığın hafiflediğini fark ediyor musun? Kendini daha kuvvetli, daha çevik hissediyor musun? Daha iyi bir uyku uyudun mu? Odağını “kilo” ve “kalori” gibi sayısal imgeler ve fiziksel görünüşün yerine, kendini nasıl hissettiğine çevir. Dikkatini enerji seviyesi, kuvvet, hız, hareket kabiliyeti, dayanıklılık, esneklik, uyku kalitesi, stres seviyesi, sindirim rahatlığı, zihin açıklığı, öğrenme, hafıza, vb. değişimleri gözlemlemeye yönelt. Çünkü biliyor musun: egzersiz yapmak esas bunlar gibi birçok konuda mucizevi faydalar sağlıyor!


İlke 10 – Sağlığını Nazik Beslenme Yaklaşımıyla Onurlandır


Tüm bilimler içerisinde “beslenme bilimi”nin tarihçesine baktığımızda henüz ve hala ne kadar bebek bir bilim olduğu gerçeğiyle karşılaşıyoruz. Ve günümüzde aslında ne kadar kişiye ve koşullara özel değişiklikler gösterebildiğini öğreniyoruz. Bize beslenmenin, bedenimizin işlevlerini sürdürmesi için bir gereklilik ve onu kontrol etmek için kullanmamız gereken bir araç olduğu öğretildi ancak fiziksel ve zihinsel olarak gerçek anlamda beslenebilmemiz için nasıl beslenmemiz veya nasıl hareket etmemiz gerektiği öğretilmedi. Bu noktada nazik beslenme ilkelerine dayalı sezgisel beslenme anlayışı bize yardımcı olabilmek adına göz kırpıyor. Nazik beslenme, öz denetim yapmak veya kendini sürekli bir şeylerden yoksun bırakmak yerine, kişisel bakım sağlamak ve bedene saygı duymak için neler yenmesi gerektiğinin kararının verilme sürecini içinde barındırıyor.


Nazik beslenme, bedeninden gelen sinyalleri dikkate alarak sağlığını koruyacak besinlerin seçimini yapmak üzere bedenine ve zihnine ait geçmiş tecrübelerden de faydalanmamızın önemini hatırlatıyor. Bedensel tecrübeler, senin içsel bilgeliğini, yani, açlık sinyallerini hissetmek, hangi besinlerin seni tatmin ettiğini bilmek, hangilerini rahat sindirdiğini gözlemlemek ve hangi farklı türden yiyeceklerin seni iyi hissettirdiğini anlamak konusunda tecrübelerini içerir. Zihinsel tecrübeler ise beslenme alışkanlıkların yoluyla oluşur ve bilimsel bilgiler ışığında yaşamına katmayı seçebileceğin fonksiyonel beslenme stratejilerini içerir.


Örneğin, simit yemekten hoşlanıyorsundur ve yediğin zaman seni tatmin edeceğini biliyorsundur. Ancak, en son kahvaltıda simit yediğinde hemen arkasından açlık hissetmiş olduğunu ve öğlene doğru büyük bir enerji düşüşü yaşadığını da hatırlıyorsundur. Aynı şekilde, zihinsel tecrübe bazen de sana bir parça meyve yemeyeli ne kadar uzun zaman olduğunu hatırlatmak ve onu bugün öğününe eklemeni önermek için de devreye girebilir.


Buradaki “nazik” kelimesi, bedene saygı duymamızla birebir ve derinden ilişkisi olan “esneklik” ve “izin veriş” kavramlarını da içinde taşır. Sağlıklı olmak, sürekli “mükemmel/kusursuz” bir şekilde beslenmek demek değildir. Besinlerin seni nasıl hissettirdiğini, ayrıca sana ne derece lezzetli ve tatmin edici geldiğini değerlendirmelisin. Önemli olan hep ya da hiç mantığıyla hareket etmek değil, yıllar içinde tutarlı, istikrarlı davranmaktır. Eğer hala diyet zihniyetine kapılmış gidiyor olduğunu fark ediyorsan, beslenme; senin tarafından net bir kısıtlama ve yoksunluk biçimi olarak algılanmaya devam ediyor demektir. Bu nedenle, nazik beslenme ilkesine odaklanmadan önce diğer ilkeler üzerinde çalışmayı daha faydalı bulabilirsin.


Sevgi ve sağlıkla,


6 görüntüleme0 yorum

Kommentare


bottom of page